2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu her ne kadar yargılama sürecinin usullerini düzenlemeye yönelik olarak hazırlanmış bir yasa olsa da bazı konularda idari işlemler ile ilgili usul ve esasların belirlenmesi konusunda da hükümler barındırmaktadır. İdari İşlemin İptali ya da Tam Yargı Davası gibi idari davaların açılması için ön şart idareye başvuru yapmaktır. Hakkında kurulan idari işlemin hukuka uygun olmadığını ya da dönülmez sonuçlar doğuracak bir işlem olduğunu düşünen ilgililer işlemi yapan idari kurumun kendisine ya da üst makamına başvuru yaparak kurulan idari işlemin kaldırılmasını, değiştirilmesini ya da geri alınmasını talep edebilirler. Anayasal hak olan dilekçe ve bilgi edinme hakkı gereğince yapılan her başvuruya olumlu ya da olumsuz idarenin cevap verme yükümlülüğü vardır. İdarenin vereceği cevapta başvurana gerekçeleriyle açıklama yapmasının yanında başvurucunun iddiasının devam etmesi halinde kişilerin hangi kanun yoluna ya da merciiye başvuru yapabileceklerini ve bu başvuruların sürelerini de bildirme yükümlülüğü vardır. İdarenin bu yükümlülüğü anayasanın 40. maddesinden kaynaklanmaktadır. Ancak ne yazık ki idarenin bu konudaki işleyişi bu zorunluluğun yerine getirilmesi yönünde olmadığı gibi mevcut yoğunluktan kaynaklanan sebeplerle pek mümküm olmamaktadır. Yasada düzenlenen dava açma sürelerinin tamamı idarenin cevabına bağlandığından bu husus açılacak idari davalarda önem arz etmektedir. Devlet Şurası Kanunu’nu ile ilk kez hukukumuzda yer alan zımni ret kurumu idarenin cevap vermekten kaçınarak ilgililerin dava açma haklarını ihlal etmesini engellemek amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu düzenlemenin günümüzdeki yansıması İdari Yargılama Usulü Kanunumuzda da yer almaktadır. Bu kanuna göre altmış gün içinde idarenin cevap vermemiş olması ilgilinin yaptığı başvuruyu reddettiği anlamına gelmektedir. Bu sürenin sonunda ilgililer yasada belirtilen süreler içinde dava açma hakkını kullanmak zorundadırlar.

İdare kendine yapılan başvurulara olumsuz cevap vereceği durumlarda ne yazık ki hiç cevap vermeyerek zımni ret durumunun oluşmasına sebep olacak şekilde cevap vermemeyi tercih etme eğiliminde hareket etmektedir. Her ne kadar tüm idari kurum ve kuruluşlar bu şekilde çalışmıyor olsa da genel eğilimin bu şekilde olması sebebiyle ilgililerin dikkat etmesi gereken bazı hususlar ortaya çıkmaktadır. Öncelikle ilgililerin hakkında yapılan idari işlem için yapacakları başvuruları yazılı olarak yapması gerekliliği yasada düzenlenmiş olan bir şekil şartıdır. Dolayısıyla sözlü olarak yapılan başvuruların idari başvuru sayılmayacağı yönündeki görüşler ağır basmaktadır. Bu başvurular bizzat idareye yapılabileceği gibi noter kanalı ile de yapılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus idari davanın ön şartı olan idari başvurunun yapıldığının ispat edilmesidir. Bu sebeple ilgililerin yaptıkları başvurular için başvurdukları idareden başvurunun yapıldığını ispat eder nitelikte bir evrak almalarında fayda vardır. Bu başvuruların başka şehirlerden posta ya da kargo yoluyla yapılması halinde de gönderime ilişkin olarak bir evrak talep edilmesi gereklidir. Elektronik yolla yapılmış olan başvurularda ise elektronik postanın ekinde ıslak imzalı başvurunun taranmış olarak gönderilmesi dava aşamasında ispat anlamında kolaylık sağlayacaktır.

İlgililerin başvurularını takip eden altmış gün boyunca idareden cevap bekleme yükümlülükleri vardır, idare bu sürenin içinde cevap verebileceği gibi süre bittikten sonra da cevap verebilir. Bu durumlarda dava açma süresi idarenin verdiği cevaptan itibaren işlemeye başlayacaktır.

Zımni ret idare hukukunun dava açma süreleri açısından sıklıkla kullanılan bir hukuki kurumdur, ispatı ise ilgiliye aittir. Bu nedenle ilgililerin idareye yapacakları başvurularda ispat açısından hassas davranmaları gerekmektedir.