17 Nisan 2026 tarihli ve 33227 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararı, iş sözleşmesinin sona erdirilmesinde sıkça karşılaşılan önemli bir soruya açıklık getirmektedir. Karar, hem işverenlerin fesih sürecini nasıl yürütmesi gerektiğini hem de işçilerin hangi durumlarda hak kaybı yaşayabileceğini sade fakat güçlü bir hukuki çerçevede ortaya koymaktadır.
Uyuşmazlığın Kısa Özeti
Somut olayda işçi, iş sözleşmesinin haksız ve usulsüz şekilde sona erdirildiğini ileri sürerek ihbar tazminatı talebinde bulunmuştur. İşveren ise fesih işlemini usule uygun gerçekleştirdiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi ihbar tazminatı talebini reddetmiş, ancak kararın gerekçesi yetersiz bulunarak dosya kanun yararına temyiz incelemesine konu olmuştur.
Yargıtay kararında, ihbar tazminatının doğup doğmayacağı değerlendirilirken belirleyici ölçüt, fesih iradesinin karşı tarafa hukuka uygun şekilde bildirilip bildirilmediğidir. Bu noktada Yargıtay, uygulama açısından son derece önemli bir ilkeyi açıkça ortaya koymuştur: İşveren fesih bildirimini yapmak istemiş, ancak işçi bu bildirimi almaktan kaçınmışsa ve bu durum tutanakla ortaya konulmuşsa, bildirim yapılmış sayılır. Başka bir ifadeyle, işçinin bildirimi almaması, fesih işlemini geçersiz hale getirmez.
İhbar Süresi ve İşverenin Yükümlülüğü
Kararda ayrıca ihbar süresine ilişkin önemli bir hatırlatma yapılmaktadır. İşveren, iş sözleşmesini sona erdirirken ya ihbar süresine uymalı ya da bu sürenin ücretini peşin olarak ödemelidir. Bu iki seçenekten birinin yerine getirilmesi halinde fesih hukuka uygun kabul edilir. Somut olayda işverenin fesih iradesini ortaya koyduğu, ihbar süresini tanıdığı ve buna ilişkin yükümlülüklerini yerine getirdiği anlaşılmıştır.
Yargıtay’ın Vardığı Sonuç: İhbar Tazminatı Şartları Oluşmamıştır
Yargıtay, tüm dosya kapsamını değerlendirerek şu sonuca ulaşmıştır: Fesih bildirimi geçerli şekilde yapılmış ve ihbar süresine ilişkin yükümlülükler yerine getirilmişse, işçinin ihbar tazminatı talep etmesi mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin sonucu doğru bulunmuş, ancak gerekçesi yetersiz olduğu için karar kanun yararına bozulmuştur.
Uygulamadaki Hukuki Sonuçları ve Önemi
Bu karar, günlük hayatta sıkça karşılaşılan bir yanılgıyı ortadan kaldırmaktadır. Fesih bildiriminin alınmaması, çoğu zaman “hiç yapılmamış” gibi düşünülmektedir. Oysa Yargıtay’a göre önemli olan bildirimin gerçekten yapılmak istenmesi ve bunun ispat edilebilmesidir. Bu nedenle işverenler açısından fesih sürecinin mutlaka yazılı şekilde yürütülmesi ve mümkünse tutanakla desteklenmesi büyük önem taşırken, işçiler açısından bildirimi almaktan kaçınmanın hakları korumadığı, aksine bazı durumlarda tazminat hakkının kaybına yol açabileceğinin bilinmesi gerekmektedir.
Yargıtay’ın bu kararı, şekli durum ile hukuki gerçeklik arasındaki farkı net biçimde ortaya koymaktadır. Bildirimin fiilen okunup okunmaması değil, hukuken yapılmış sayılıp sayılmadığı belirleyici kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, iş hukukunda dürüstlük kuralını güçlendiren ve tarafların kötü niyetli davranışlarını sınırlayan yerleşik içtihat çizgisi ile uyumlu bir değerlendirmedir.
