Tüketici uyuşmazlıklarında alacağın tahsili için birden fazla hukuki yol gündeme gelebilir. Alacaklı, borçlu hakkında icra takibi başlatabileceği gibi uyuşmazlığın niteliği ve parasal değeri uygunsa Tüketici Hakem Heyetine de başvurabilir, ancak aynı alacak için bu iki yola başvurulması, uygulamada “derdestlik” tartışmasını beraberinde getirebilmektedir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 08.062026 yılında verdiği ve 24.07.2026 tarihinde resmi gazetede yayınlanan kararı, icra takibi ile Tüketici Hakem Heyeti başvurusunun bir arada bulunup bulunamayacağı konusunda önemli açıklamalar içermektedir.
Uyuşmazlık Nasıl Ortaya Çıktı?
Karara konu olayda bir emlakçı, taşınmazın satışına aracılık ettiğini ancak hak kazandığı komisyon ücretinin ödenmediğini ileri sürmüştür. Bunun üzerine 104.250 TL tutarındaki komisyon alacağının tahsili için borçlu hakkında icra takibi başlatılmıştır.
Borçlunun takibe itiraz etmesi üzerine icra takibi durmuştur. Alacaklı ise itirazın iptali davası açmak yerine, uyuşmazlık tutarının ilgili yıl için belirlenen parasal sınırın altında kalması nedeniyle Tüketici Hakem Heyetine başvurmuştur.
Tüketici Hakem Heyeti başvuruyu reddetmiş, alacaklı da bu kararın iptali için tüketici mahkemesinde dava açmıştır. İlk derece mahkemesi, aynı alacak hakkında daha önce icra takibi başlatıldığını belirterek uyuşmazlığın derdest olduğu sonucuna ulaşmış ve davayı reddetmiştir.
Derdestlik Nedir?
Derdestlik, aynı uyuşmazlık hakkında daha önce açılmış ve henüz kesin olarak sonuçlanmamış bir davanın bulunmasıdır. Aynı taraflar arasında, aynı konuya ve aynı hukuki sebebe dayanan ikinci bir dava açılması hâlinde mahkeme, ikinci davayı usulden reddedebilir.
Derdestlikten söz edilebilmesi için öncelikle daha önce açılmış bir davanın bulunması gerekir. Yalnızca bir icra takibinin başlatılmış olması, her durumda açılmış bir dava bulunduğu anlamına gelmez. Nitekim ilamsız icra takibinde borçlunun itirazı üzerine takip durur. Alacaklının itirazın iptali davası veya itirazın kaldırılması yoluna başvurması mümkündür fakat bu yollardan birine başvurulmadığı sürece mahkeme önünde devam eden bir yargılama bulunmaz.
Yargıtay Nasıl Bir Değerlendirme Yaptı?
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, derdestliğin oluşabilmesi için tarafları, konusu ve dava sebebi aynı olan daha önce açılmış bir davanın bulunması gerektiğini vurgulamıştır.
Somut olayda alacaklı tarafından icra takibi başlatılmış, borçlunun itirazı üzerine takip durmuş ancak itirazın iptali davası açılmamıştır. Bu nedenle Tüketici Hakem Heyeti kararına itiraz edildiği tarihte mahkemede görülmekte olan başka bir dava bulunmamaktadır.
Yargıtay ayrıca 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da, tarafların İcra ve İflas Kanunu’ndan kaynaklanan haklarının saklı tutulduğuna dikkat çekmiştir. Buna göre tarafların hem icra takibine başvurması hem de şartları bulunuyorsa Tüketici Hakem Heyeti yolunu kullanması mümkündür. Bu iki başvuru yolu, tek başına birbirine karşı derdestlik oluşturmaz.
Parasal Sınır Neden Önemlidir?
Tüketici Hakem Heyetine başvurulabilmesi için uyuşmazlığın değerinin ilgili yıl için belirlenen parasal sınırın altında olması gerekir. Karara konu uyuşmazlık 2025 yılında ortaya çıktığından, Yargıtay değerlendirmesinde o yıl için geçerli olan 149.000 TL’lik sınır esas alınmıştır. Uyuşmazlık konusu 104.250 TL olduğundan başvurunun Tüketici Hakem Heyetinde incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Tüketici Hakem Heyeti parasal sınırları her yıl yeniden belirlendiğinden, başvuru yapılmadan önce uyuşmazlığın gerçekleştiği yıl için geçerli tutarın kontrol edilmesi gerekir.
Mahkeme Neden Uyuşmazlığın Esasını İncelemeliydi?
Yargıtay’a göre tüketici mahkemesinin, daha önce icra takibi başlatılmış olmasını gerekçe göstererek davayı reddetmesi doğru değildir. Mahkeme, Tüketici Hakem Heyeti kararına yönelik itirazı esastan incelemeli; emlakçının gerçekten komisyon alacağına hak kazanıp kazanmadığını değerlendirmeliydi. Bu nedenle ilk derece mahkemesi kararı kanun yararına bozulmuştur. Kanun yararına bozma kararı somut uyuşmazlığın tarafları bakımından mevcut sonucu değiştirmese de benzer uyuşmazlıklarda mahkemelerin nasıl hareket etmesi gerektiğini göstermesi açısından önem taşımaktadır.
Karar Tüketiciler ve İşletmeler Açısından Ne Anlama Geliyor?
Karar, icra takibi başlatılmasının tek başına Tüketici Hakem Heyetine başvurulmasını engellemeyeceğini ortaya koymaktadır. Borçlunun icra takibine itiraz etmesi ve takibin durması da otomatik olarak derdest bir dava bulunduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte her uyuşmazlığın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerekir. Aynı alacak hakkında daha önce mahkemede açılmış ve devam eden bir dava bulunuyorsa derdestlik veya kesin hüküm gibi usule ilişkin itirazlar gündeme gelebilir. Ayrıca Tüketici Hakem Heyetine başvurulabilmesi için uyuşmazlığın tüketici işlemi niteliğinde olması ve parasal sınırın aşılmaması gerekir.
Sonuç olarak Yargıtay, icra takibi ile Tüketici Hakem Heyeti başvurusunun birbirinden tamamen bağımsız olmayan ancak kanunen birlikte kullanılabilen hukuki yollar olduğunu kabul etmektedir. Önemli olan, daha önce başlatılmış işlemin gerçekten mahkeme önünde görülmekte olan bir dava niteliği taşıyıp taşımadığının doğru biçimde belirlenmesidir.
