Bir kişinin hayatını kaybetmesi, yakınları açısından yalnızca manevi bir acı doğurmaz. Ölen kişinin sağlığında ailesine veya başka kişilere sağladığı ekonomik katkının sona ermesi, geride kalanların yaşam düzenini de doğrudan etkileyebilir. Destekten yoksun kalma tazminatı, ölüm nedeniyle ortaya çıkan bu maddi kaybın giderilmesini amaçlar.

Bu tazminat özellikle trafik kazaları, iş kazaları, meslek hastalıkları, hatalı tıbbi müdahaleler ve diğer hukuka aykırı fiiller sonucunda meydana gelen ölümlerde gündeme gelir. Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinde, ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin uğradıkları zararlar, ölüm halinde talep edilebilecek zararlar arasında sayılmıştır.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Hukuki Niteliği Nedir?

Destekten yoksun kalma tazminatı, ölen kişiye ait bir alacağın mirasçılara geçmesi anlamına gelmez. Tazminat hakkı, ölüm nedeniyle desteğini kaybeden kişinin kendi şahsında doğar. Bu nedenle mirasçılık ile destekten yoksun kalma tazminatı birbirinden farklı hukuki kurumlardır.

Bir kişinin ölenin mirasçısı olması, tek başına tazminat alabilmesi için yeterli değildir. Aynı şekilde, mirasçı olmayan bir kişi de ölenin düzenli ve sürekli desteğinden yararlandığını ispatlayabiliyorsa tazminat talep edebilir. Burada belirleyici olan akrabalık derecesi değil, ölümden önce mevcut olan veya ölüm gerçekleşmeseydi gelecekte kurulması kuvvetle muhtemel bulunan destek ilişkisidir.

Tazminatın amacı, destek veren kişi hayatta olsaydı yardım gören kişinin sürdürebileceği yaşam düzeyi ile ölümden sonra ortaya çıkan ekonomik durum arasındaki farkı karşılamaktır. Tazminat talep eden kişinin mutlaka yoksulluğa düşmüş olması gerekmez. Ölüm nedeniyle yaşam standardında ekonomik bir gerileme meydana gelmesi yeterli olabilir.

Destekten yoksun kalma tazminatı maddi niteliktedir. Ölüm nedeniyle yaşanan üzüntü, acı ve elem ise bu tazminatın değil, şartları varsa manevi tazminat talebinin konusunu oluşturur.

Tazminat Talep Edebilmenin Şartları Nelerdir?

Destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle destek veren kişinin hayatını kaybetmiş olması gerekir. Ölüm gerçekleşmeden bu tazminat türünden söz edilemez.

Ölüme neden olan hukuka aykırı bir fiilin bulunması, destek gören kişinin ölüm nedeniyle maddi zarara uğraması ve ölüm ile ortaya çıkan zarar arasında uygun bir nedensellik bağının kurulabilmesi de gerekir.

Genel şartların yanında ölen kişinin yardım sağlayabilecek ekonomik veya fiziksel güce sahip olması aranır. Talepte bulunan kişinin de sağlanan bu desteğe ihtiyaç duyması gerekir. Destek ihtiyacı, kişinin mutlaka yoksulluk içinde olması anlamına gelmez. Kişinin kendi geliri bulunsa bile ölenin katkısıyla belirli bir yaşam standardını sürdürmesi ve ölümden sonra bu standardın gerilemesi yeterli olabilir.

Destek ilişkisinin düzenli ve sürekli olması veya ölüm gerçekleşmeseydi gelecekte devam edeceğinin güçlü biçimde öngörülebilmesi gerekir. Tesadüfi, geçici ya da tek seferlik yardımlar kural olarak destek ilişkisi oluşturmaz.

Kimler Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Talep Edebilir?

Destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilecek kişiler kanunda sınırlı biçimde sayılmamıştır. Her olayda, ölen kişi ile tazminat isteyen kişi arasındaki fiilî ilişki ayrıca değerlendirilir.

Eşler, evlilik birliği devam ederken birbirlerinin doğal desteği kabul edilir. Bu destek yalnızca eve getirilen ücret veya diğer parasal katkılardan oluşmaz. Ev işleri, çocukların bakımı, alışveriş, yemek, temizlik ve aile yaşamının sürdürülmesi için harcanan emek de ekonomik değeri bulunan bir destektir. Eşlerden birinin herhangi bir işte çalışmaması ve düzenli gelirinin bulunmaması, onun destek olarak kabul edilmesine engel değildir.

Eşlerin ayrı yaşaması veya boşanmış olması halinde ise fiilî durum önem kazanır. Ölen kişinin ayrı yaşadığı ya da boşandığı eşine nafaka ödediği veya düzenli biçimde maddi yardımda bulunduğu ispatlanabiliyorsa destek ilişkisinin devam ettiği kabul edilebilir. Buna karşılık yalnızca resmî evliliğin sürüyor olması, eşler arasında gerçekte hiçbir ekonomik veya fiilî dayanışma bulunmadığı durumlarda tek başına yeterli olmayabilir.

Çocuklar bakımından anne ve babanın destekliği genel olarak kabul edilir. Anne ve babanın çocuğun bakımını, eğitimini ve geçimini sağlama yükümlülüğü bulunduğundan, ölüm nedeniyle bu yardımlardan mahrum kalan çocuk tazminat talep edebilir. Çocuğun destek süresi belirlenirken yaşı, eğitimi, sağlık durumu ve kendi geçimini sağlayabilecek duruma ne zaman gelebileceği değerlendirilir. Eğitimine devam eden çocuklar yönünden destek süresi erginlikle birlikte kendiliğinden sona ermeyebilir.

Anne ve babanın da çocuklarının desteğinden yoksun kalması mümkündür. Çocuğun ölüm tarihinde ailesine fiilen para vermiyor olması, ileride destek sağlayacağı ihtimalini tek başına ortadan kaldırmaz. Çocuğun yaşı, eğitim durumu, mesleği, ailesiyle ilişkisi, birlikte yaşayıp yaşamadığı ve gelecekte yardımda bulunma ihtimali birlikte değerlendirilir. Çocukların anne ve babalarına yalnızca para vererek değil, bakım ve çeşitli hizmetler sunarak da destek olabilecekleri kabul edilir.

Kardeşler arasında destek ilişkisi kural olarak ayrıca ispatlanmalıdır. Ölen kişinin kardeşinin geçimine düzenli şekilde katkıda bulunması, bakımını üstlenmesi veya ölüm gerçekleşmeseydi gelecekte bu desteği sağlamasının kuvvetle muhtemel olması halinde tazminat talep edilebilir. Özellikle anne ve babası bulunmayan küçük kardeşin bakımının büyük kardeş tarafından üstlenilmesi ya da özel bakım ihtiyacı bulunan bir kardeşe sürekli yardım edilmesi bu kapsamda değerlendirilebilir.

Nişanlılar da olayın özelliklerine göre destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilir. Nişanlılığın evlilikle sonuçlanma ihtimali, tarafların birbirlerine sağladıkları yardımlar ve ilişkinin ciddiyeti değerlendirilir. Sadece duygusal yakınlık yeterli olmayıp gelecekte kurulacak destek ilişkisinin somut ve güçlü verilere dayanması gerekir.

Resmî nikâh olmadan birlikte yaşayan kişiler bakımından da doğrudan bir hak kaybından söz edilemez. Tarafların kendilerini bir aile olarak gördükleri, ortak bir hayat sürdürdükleri ve aralarında düzenli, sürekli bir ekonomik dayanışma bulunduğu ortaya konulabiliyorsa destek ilişkisi kabul edilebilir. Geçici, belirsiz veya süreklilik göstermeyen ilişkiler ise aynı sonucu doğurmaz.

Hangi Yardımlar Destek Olarak Kabul Edilir?

Destek kavramı günlük hayattaki gerçek ilişkilere göre değerlendirilir. Ölen kişinin destek görenin bütün giderlerini karşılaması gerekmez. Geçime kısmen katkıda bulunması da yeterlidir.

Destek para ödenmesi şeklinde olabileceği gibi gıda, giyim, barınma, sağlık ve eğitim ihtiyaçlarının karşılanması biçiminde de sağlanabilir. Ev işleri, çocuk veya yaşlı bakımı, tarla ve bahçe işleri, alışveriş ve evin günlük ihtiyaçlarının karşılanması gibi hizmetler de ekonomik değeri bulunan desteklerdir.

Gelir getiren bir işte çalışmayan ev kadınının ailesine destek olmadığı söylenemez. Ev düzenini sağlaması, çocuklarla ilgilenmesi ve günlük ihtiyaçları karşılaması, dışarıdan bir kişiden hizmet alınması gereğini ortadan kaldırır. Aynı şekilde emekli bir kişinin alışveriş yapması, evin bakım ve onarım işleriyle ilgilenmesi veya eşine günlük yaşamda yardımcı olması da destek kapsamında değerlendirilebilir.

Yapılan yardımın destek sayılabilmesi için kural olarak karşılıksız olması gerekir. Bir sözleşme veya ücret karşılığında yerine getirilen hizmetler destek ilişkisi oluşturmaz. Hediye verilmesi, bir borcun ödenmesi ya da ara sıra yapılan yardımlar da tek başına yeterli değildir. Yardımın kişinin geçimine veya yaşam düzeninin sürdürülmesine yönelik olması aranır.

Destekten yoksun kalma tazminatı bakımından asıl mesele, ölen kişi ile talepte bulunan arasındaki ilişkinin adı değil, sağlanan yardımın gerçek niteliğidir. Bu nedenle her olayın tarafların yaşam koşulları, ekonomik durumları ve aralarındaki fiilî ilişki dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir.