Destekten yoksun kalma tazminatında hak sahibi olan kişinin belirlenmesi kadar, uğranılan maddi zararın doğru hesaplanması da önemlidir. Bu tazminat için herkes bakımından uygulanabilecek sabit bir miktar bulunmaz. Ölen kişinin geliri, destek verdiği kişiler, yardımın kapsamı ve devam edeceği süre her dosyada ayrı ayrı değerlendirilir.
Hesaplama yalnızca ölen kişinin maaşının belirli bir oranının hak sahiplerine verilmesinden ibaret değildir. Ölen kişinin çalışma hayatı, gelecekteki kazanç ihtimali, destek görenlerin ihtiyaç süreleri ve olay nedeniyle yapılması gereken indirimler birlikte ele alınır.
Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Nasıl Hesaplanır?
Hesaplamada öncelikle ölen kişinin sağlığında elde ettiği veya ölüm gerçekleşmeseydi gelecekte elde etmesi beklenen gelir belirlenir. Daha sonra bu gelirden destek gören kişilere ayrılacak paylar ve desteğin ne kadar süreyle devam edeceği tespit edilir.
Hesaplama yapılırken mümkün olduğu ölçüde gerçek veriler esas alınmalıdır. Bilinen bir durum varken varsayımla hareket edilmez. Örneğin sağ kalan eş yargılama sırasında yeniden evlenmişse, evlenme ihtimali üzerinden tahmin yapılması yerine gerçek evlenme tarihi dikkate alınır.
Tazminat hesabında hüküm tarihine en yakın ekonomik verilerin kullanılması da önemlidir. Asgari ücretin, ücret seviyelerinin veya diğer ekonomik unsurların yargılama sırasında değişmesi halinde hesaplamanın güncel verilere göre yenilenmesi gerekebilir.
Ölen kişinin muhtemel yaşam ve çalışma süresi ile destek gören kişilerin ne kadar süreyle yardıma ihtiyaç duyacakları hesaplamayı sınırlandırır. Bu sürelerin belirlenmesinde yaşam tablolarından ve aktüeryal hesaplama yöntemlerinden yararlanılır.
Ölen Kişinin Geliri Nasıl Belirlenir?
Ücretli çalışanlarda hesaplamanın temelini kural olarak net ücret oluşturur. Ancak yalnızca bordroda yazılı temel ücret dikkate alınmaz. Düzenli olarak ödenen ikramiye, prim, yemek ve ulaşım yardımları ile süreklilik gösteren fazla çalışma ücretleri de gelire eklenebilir.
Bordronun gerçek ücreti yansıtmadığı ileri sürülüyorsa bu iddianın açıkça ortaya konulması ve delillendirilmesi gerekir. Emsal ücret araştırmaları, meslek kuruluşlarından alınacak bilgiler, banka kayıtları, tanık anlatımları ve diğer ekonomik veriler gerçek gelirin belirlenmesinde kullanılabilir.
Serbest meslek sahipleri ve ticari faaliyette bulunan kişiler bakımından vergi kayıtları, ticari defterler, banka hareketleri, iş bağlantıları ve kişinin yaşam düzeyi birlikte değerlendirilir. Vergi beyannamesinde yer alan tutar, her zaman kişinin gerçek kazancını tek başına göstermeyebilir.
Bir işletmenin bütün kazancı da doğrudan ölen kişinin geliri sayılmaz. Esas olan, ölen kişinin bilgi birikimi, emeği ve kişisel çalışmasıyla işletmeye kattığı ekonomik değerdir. İşletmenin ölümden sonra mirasçılar tarafından sürdürülebilmesi ihtimali de bu ayrımın yapılmasını gerekli kılar.
Ölen kişinin mesleği veya geliri belirlenemiyorsa yahut henüz çalışma hayatına başlamamış bir çocuk söz konusuysa gelecekteki muhtemel kazanç çeşitli varsayımlar üzerinden belirlenir. Çocuğun eğitimi, yetenekleri, ailesinin sosyal ve ekonomik durumu ve gelecekte yönelebileceği meslek değerlendirmeye alınabilir. Yeterli veri bulunmadığında asgari ücret hesaplamaya esas alınabilir.
Ölen kişinin ücretli bir işte çalışmaması, ekonomik değeri bulunan bir destek sağlamadığı anlamına gelmez. Ev işleri, çocuk veya yaşlı bakımı ve ailenin günlük ihtiyaçlarının karşılanması gibi hizmetler de parasal olarak değerlendirilerek tazminat hesabına dahil edilebilir.
Destek Payları ve Destek Süreleri Nasıl Belirlenir?
Ölen kişinin geliri belirlendikten sonra bu gelirin ne kadarını kendi ihtiyaçlarına, ne kadarını destek gören kişilere ayıracağı tespit edilir. Destek payları miras paylarına göre belirlenmez. Mirasçılık ile destek ilişkisi birbirinden farklıdır.
Eşin, çocukların, anne ve babanın ya da diğer kişilerin alacağı pay; aile yapısına, destek görenlerin sayısına ve ihtiyaçlarına göre değişir. Ölen kişinin gelirinin tamamının hak sahipleri arasında paylaştırılması mümkün değildir. Desteğin kendi yaşam giderleri ve kişisel ihtiyaçları için ayıracağı bölüm de hesaba katılır.
Birden fazla destek gören kişi varsa, dava açmayan kişilerin payları dava açanların paylarına eklenmez. Hesaplama yapılırken destek gören herkes dikkate alınır ve her davacının zararı kendisine ayrılan pay üzerinden belirlenir.
Destek gören kişilerden birinin destek süresi sona erdiğinde, onun payı destek ilişkisi devam eden kişilere dağıtılabilir. Örneğin bir çocuğun eğitimini tamamlayarak kendi geçimini sağlayabilecek duruma gelmesi, diğer hak sahiplerinin destek paylarını etkileyebilir.
Çocukların destek süreleri belirlenirken yaşları, eğitim durumları, sağlık koşulları ve kendi gelirlerini elde edebilecekleri tarih dikkate alınır. Sağ kalan eş bakımından destek süresi, eşin ve ölen kişinin muhtemel yaşam süreleri ile yeniden evlenme durumu göz önünde bulundurularak belirlenir. Anne ve babanın destek süreleri de kendi muhtemel yaşam süreleri ve bakım ihtiyaçlarıyla sınırlıdır.
Tazminattan Hangi İndirimler Yapılabilir?
Tazminatın ilk hesaplanan tutarı her zaman ödenecek nihai miktarı göstermez. Somut olayın özelliklerine göre belirli indirimlerin ve mahsupların yapılması gerekebilir.
Ölüme neden olan olayda destek veren kişinin de kusurlu olması halinde, tazminattan kusuru oranında indirim yapılabilir. Özellikle trafik ve iş kazalarında kusur oranları tazminat miktarını doğrudan etkiler.
Sağ kalan eşin yeniden evlenme ihtimali de destek süresini ve tazminat miktarını etkileyebilir. Yargılama sırasında yeniden evlenme gerçekleşmişse, varsayımsal bir oran yerine gerçek evlenme tarihi dikkate alınmalıdır.
Sosyal Güvenlik Kurumu veya sigorta şirketleri tarafından yapılan ödemelerin tazminattan düşülüp düşülmeyeceği ise ödemenin hukuki niteliğine göre belirlenir. Her sosyal güvenlik veya sigorta ödemesi kendiliğinden tazminattan mahsup edilmez. Ödemenin aynı zararı karşılama amacı taşıyıp taşımadığı ve sorumlu kişiye rücu edilip edilemeyeceği ayrıca incelenir.
Ölen kişinin kendi primleriyle yaptırdığı hayat sigortasından yapılan ödeme ile haksız fiilden doğan destekten yoksun kalma tazminatı farklı hukuki nedenlere dayanır. Bu nedenle özel sigorta ödemelerinin tazminattan indirilmesi her durumda mümkün değildir.
Olaydan sonra sorumlu kişiler veya sigorta şirketi tarafından yapılan kısmi ödemeler de hesaplamada dikkate alınır. Ancak ödemenin hangi tarihte yapıldığı, o tarihteki zararın ne kadarını karşıladığı ve güncel hesaba nasıl yansıtılacağı ayrıca değerlendirilmelidir.
Dava Açılırken Nelere Dikkat Edilmelidir?
Destekten yoksun kalma tazminatı davalarında öncelikle ölümden kimin veya hangi kurumun sorumlu olduğunun doğru belirlenmesi gerekir.
Trafik kazalarında sürücü, araç işleteni, araç sahibi ve zorunlu trafik sigortacısı sorumlu olabilir. Aracın tespit edilemediği, sigortasız olduğu veya sigorta şirketinin ödeme yapamayacak durumda bulunduğu bazı hallerde Güvence Hesabı’na başvuru gündeme gelebilir.
İş kazalarında işverenin, işveren vekilinin ve şartları varsa asıl işveren ile alt işverenin sorumluluğu doğabilir. Tıbbi müdahaleden kaynaklanan ölümlerde ilişkinin niteliğine göre doktor, hastane veya her ikisi sorumlu tutulabilir. Yapıdaki bozukluk ya da bakım eksikliği nedeniyle gerçekleşen ölümlerde bina maliki, yüklenici ve olayın özelliğine göre başka kişi veya kurumların sorumluluğu söz konusu olabilir.
Sigorta şirketinden tazminat talep edilecekse dava veya tahkim yoluna başvurulmadan önce sigorta şirketine gerekli belgelerle başvuru yapılması gerekir. Talebin karşılanmaması ya da eksik karşılanması halinde şartları varsa Sigorta Tahkim Komisyonu’na veya görevli mahkemeye başvurulabilir.
Destek ilişkisinin ve zararın ispatı kural olarak tazminat isteyen kişiye aittir. Ücret bordroları, banka kayıtları, sosyal güvenlik belgeleri, vergi kayıtları, düzenli para transferleri, ortak yaşamı gösteren belgeler, eğitim ve sağlık kayıtları ile tanık anlatımları bu nedenle önem taşır. Özellikle eş, çocuk ve anne-baba dışındaki kişilerin, yardımın düzenli ve sürekli olduğunu somut biçimde ortaya koyması gerekir.
Zamanaşımı süresi ölümün nedenine ve sorumluluğun hukuki dayanağına göre değişebilir. Haksız fiillerde genel olarak zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren iki yıllık, fiilin gerçekleşmesinden itibaren ise on yıllık süreler söz konusudur. Fiilin aynı zamanda suç oluşturması halinde daha uzun ceza zamanaşımı süresi uygulanabilir. Trafik kazaları, iş kazaları, taşıma sözleşmeleri ve tıbbi müdahaleler bakımından özel düzenlemeler bulunduğundan süre hesabının olay özelinde yapılması gerekir.
Destekten yoksun kalma tazminatı yalnızca bir matematik hesabından ibaret değildir. Ölen kişinin sağladığı gerçek katkının, bu katkının devam etme ihtimalinin ve ölümden sonra meydana gelen ekonomik değişimin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Doğru sonuca ulaşılabilmesi için destek ilişkisinin güçlü delillerle ortaya konulması ve hesaplamanın somut olayın gerçeklerine uygun veriler üzerinden yapılması önemlidir.
